Saygıdeğer Mimarlar Odası mensubu meslektaşlarım. Gelin hükümetle uzlaşalım, 2010 yılı itibariyle gerekli altyapıyı oluşturup, bundan böyle uygulanacak projelerde cam tuğlası kullanılmasını yasaklayalım. Hiç bir mimarın halkımızın göz zevkini bu derece bozmaya hakkının olmadığını düşünüyorum. Fotoğraflarda vs. değil de, gerçek yaşantımda, bir kez dahi bu meretin şık kullanıldığı bir mekan görmedim. İstisna falan da yok.
Autocad’le Kız Tavlama Teknikleri
January 28th, 2010
Gandhi; "Autocad'le bir kız tavlayan adam, Photoshop'la şovunu yapar."
Bu başlık mimarlara yönelik olup, “surf yaparken rastladım bu siteye” ziyaretçilerini pek açmayabilir.
Şimdi ofiste çok güzel, maşallah, ilik gibi bir kız var… Tabii bir bilgisayar, bir de Autocad. Kızcağız diyor ki; “pühh, çizimin önemli kısımlarını yanlışlıkla silmişim! Üstüne de 1 saat çalışmıştım. Şimdi herşeyi geri almak zorunda kalacağım, ühü“…
İşte tam o sırada arkasından yanaşıyorsunuz. Komut satırına “oops” yazıp enter’a basıyorsunuz. Bu komut sadece son silme işlemini geri alıp (undo) sonrasında yapılmış işlemleri aynen koruyacaktır. Ardından sessizce arkanızı dönüp akşam yemeği için rezervasyon yapmaya gidiyorsunuz.
Aynı kıza 3 günden (bir akşam yemeği, bir de kayak turu) sonra tekrar yanaşıyorsunuz. “Imm, bu çizim çok dağınık. Parametrik çalışmak istiyorsan objelerini optimize etmelisin.” diyorsunuz (kızlar genelde Autocad’i kötü kullanırlar) ve komut satırına “overkill” yazarak enter’a basıyorsunuz. “Bu komut, üstüste çizilmiş elemanları, tanımlanan bir hata payı aralığında temizler” diye ekleyip şarap siparişi vermeye gidiyorsunuz… Tebrikler, Gece yapacaklarınız size kalmış.
2010 Yaz Konserleri
January 25th, 2010Henüz 2010 Rock’n Coke ve Efes One Love festivallerinin (tarihleri dahil) herhangi bir detayı basına yansımadı. Katılacak gruplarla ilgili bir dedikodu da ortalarda dolanmıyor. Ancak bu yaz kesin olan bir U2 konseri var ki, 2009 Eylülden beri büyük sabırsızlıkla bekliyorum.
Askerden döndüm, derhal biletleri araştırmaya başladım. Velhasıl, Biletix’de yer seçerken sahne düzeni dikkatimi çekti. Akabinde biraz araştırma yaptım ve gördüm ki Olimpiyat Stadına kuracakları sahne aşağı resimdekine tekabül ediyor.

U2 Sahnesi
Şimdi tüylerim gerçekten “tiken tiken”.
Bunun yanında daha önce bu topraklarda görmediğimiz bir metal festivali, Sonisphere, ile yine 2010 yazında tanışacağız. Şurası kesin gözüküyor ki, Metallica bu festival kapsamında tekrar İstanbul’a geliyor. Yanında (muhtemelen) Rammstein, Megadeth ve Slayer‘la birlikte.
Rock’n Coke 2008, o yaz yapılan büyük konserler gerekçe gösterilerek iptal edilmişti. Bakalım organizatörler bu seneki koşullarda ne yapmayı planlıyorlar?
Biten Askerlik
January 20th, 2010
Kahraman İnternetçi
Pazar günü, üstümdeki kaplumbağa kostümünü çıkarıp sivile döndüm. Gitmeden “yer değil, komutan önemli” diye çok sık söylemişlerdi. Bense hem problemli bir yere (Muş), hem de kötü komutanlara denk gelerek sancılı bir sürece başladım.
Acemilikte bir poşetin yapabileceği en boktan, ustadaysa en konforlu askerliklerinden birini yaptım. Bölüğün internet cafesini idare ediyordum ve gececiydim. Hiç öyle serseri de değildim. “Biz geceleri böyle içerdik, şöyle boklar yerdik” diyeceğim hiç birşey yok. Ama şunu söyleyebilirim ki 43 TL çavuş maaşına yapılacak iş değil.
Başlarda sivil kızları sıklıkla ellemek istiyordum, artık o da geçti. Gönül rahatlığıyla yaklaşabilirsiniz. Şimdilik eskisine göre biraz küfürbazım, arada yere tüküresim geliyor, o kadar. 1-2 haftaya bunları da atlatırım herhalde. Ritme oturan hayatımla, bol tweetli ve bloglu bir döneme girmeyi planlıyorum.
Gündemdeki Zamcıklar
January 2nd, 2010
Yılbaşında Zam Yağmuru
Tayyip amca; sana bu ülkenin yönetimiyle ilgili zerre itimadım yok. Türkiye’yi ılımlı bir islam devleti yapmak konusunda emin adımlarla (müthiş bir başarıyla) ilerlediğini düşünüyorum. Hatta böyle giderse zamanı geldiğinde senin yüzünden bu ülkeden siktirip gitmek zorunda kalacağım. Ancak bu demek değil ki benzine yaptığın zamları desteklemiyorum. Litresi 4TL’ye çıkana kadar arkandayım aslanım. .
Döndüğümde zamlarla donatılmış sürprizlerle dolu bir sivil hayat bekliyor beni. Gazeteler öyle diyor… Bakalım paketimizde neler var?
Şafak Hesabı
December 9th, 2009Bu haftasonu torunlarım 331KD’ler geliyor. Zavallılar acemiliklerini yaparken ben de tezkereye kararlı adımlarla ilerliyor olacağım.
Psikolojik bir hesapla, askere geleli 3 yıl oldu hissediyorum. Hantallaşıyor ve bayıklaşıyorum. Uzun bekleyişlerde hayatımın bundan sonraki 40 yılını planlayacak vaktim oluyor. Çay ve poğaça dışında ender besin alıyor, nöbette karaciğer, dalak ve bağırsaklarımın ayrı ayrı üşüdüğünü hissedebiliyorum. Döndüğümde ilk iş 2 double cheese, patates kızarması ve buzsuz light cola rica edeceğim.
Burada sabahları yumurtasını yemeyen birini bulduğumda günüm güzel geçiyor. Sivildeki hayatı ve yapacaklarımı hayal bile edemiyorum. İstanbul çevresindeki rotamı, Kartalkaya ile devam ettirir, bakarsınız bir Arap Emirliğinde sonlandırırım.
“Atmayan şafağı uyku siker” diyor koğuşçu Mehmet. Gidiyorum şimdi yukarıya. Açık mavi çarşafıma uzanıp, 38 erkek, 76 ayaklı bir yatakhanede, gece mırıltıları arasında huzur bulmaya gidiyorum.
Kendimi Durduracak Değilim
November 18th, 2009Çok kitap okumayan, kitap okumaya da açıkçası pek inanmayan bir adamım. Bu alışkanlığımla gurur duymuyorum ama hayatımı iyi-kötü bu şekilde devam ettirebiliyorum. Hatta korkarım en çok okuduğum kitap türü kullanma kılavuzlarıdır. Akıllıca yazılmış kullanma kılavuzlarını keyifle takip ediyor, sonunu merak ederek okuyorum.
Lakin bir kitap var ki, çok sevdiğim kült bir filmin (örn. Back to the Future) sahnelerini dönüp dönüp izlemem gibi bu kitapta da aynı tekrarları yaşıyorum. Döne döne aynı yazıları okuyorum. Karikatür okumaktan zevk almamama rağmen sırf yazılarını okumak için Uykusuz dergisini kaçırmıyorum.
Mor’da Askerlik
October 15th, 2009Arabayla hava serin de olsa camlar açık giderdim ben. Narin tekerlek iniltisinin, çalan müziğin riff’lerine katılmasına bayılırdım. Üzerimde serin beyaz gömleğim, steril ayakkabılarım vardı. Parfüm kokusuna henüz adapte olamamış, her nefesimde mutluluğumu hatırlıyordum. “Dancing Nancies” dinliyordum. Yaptığım işten de memnundum, iştekilerden de. Akşamına da Asmalı Mescit’te olacaktım. Temiz yüzlü garsondan Miller rica edecek ve ekleyecektim; “Limonlu lütfen”…
Şu anda Beyoğlu’ndan 1400 km doğudayım. Elimde dolu bir kaleşnikof, hücum yeleğinde 60 yedek mermisi var. Kamuflajım sürünmekten renk değiştirmiş, yeşil otlardan değil, sarı yapraklardan saklanıyor. Pislikten rahatsız olma eşiğini geçeli 30 gün olmuş, ağzıma dolan tozları toprağa tükürüyorum. Karşımdaki yamaçlarda cırcırlar ötüyor, 4 istikametinden uzaktaki bir köyün ezan tınısı duyuluyor. Heryer çok sessiz, karargahtan dahi 1 km uzakta nöbet kulübesindeyim. Hiçliğin içinde yalnızım ve bekliyorum. Kuru dere yatağından birileri gelip koruduğum mühimmat depolarına inerse onları öldürmek için… Önce “Dur kimdir o” diye bağıracağım. Israrcıysa bir kez havaya, bir kez yere ateş edeceğim. Ardından yapacağımı anlatmama lüzum yok herhalde.
Yaptığım işi saçma veya aptalca bulmuyorum. Birilerinin bunu yapması gerekiyor ve bu görev bu sefer yüzbinlerden bana denk geliyor. Şehirde aynı hayat bensiz ve eksiksiz devam ederken ben zamansızlık içindeyim. Üşüyorum. Sessizce “Dancing Nancies”i söylüyorum. Cırcırlar ritmi kaçırıyor.
Ayak ve Çorap
October 6th, 2009Öncelikle, 2. ayak parmağı, ayak baş parmağından uzun olan insanlara defoluymuş gibi bakıyorum. Bu aptal saplantımdan bir türlü kurtulamıyorum. Benzer şekilde babet tipi ayakkabıları da beğenmiyorum. Kime söylesem (kız erkek farketmeden) “Olur mu öyle şey? Bence süperler.” diyorlar. Lakin bu düşüncelerimde çok da ısrarcı değilim.
Ama bunların dışında bazı sabit fikirlerim var ki hepsinin sonuna kadar arkasındayım.
Kızlar öncelikli olmak üzere tüm insanlıktan rica ediyorum. Lütfen;
1- Mümkün olduğunca çıplak ayak gezin. Yatakta katiyen çorap giymeyin.
2- Kısa çoraplarınız (süper funky bir kreasyon olmadıkça) çok renkli olmasın. Hele söz konusu çorap puantiyeliyse derhal yok edin. (Damalı kısa çoraplar kategori dışıdır)
3- Beyaz külotlu çorap giymeyin.
4- Cesur bir minietek altında desenli çoraplar deneyin. Fileli çoraptaysa çok didaktik bir erotizm seziyorum.
5- Çıkardığınız çorapları kesinlikle ortada bırakmayın. Başıboş çorap son derece kötü bir sahne verir. Dahası bu başıboş çorap külotluysa sonuç gerçek bir rezalettir.
6- Kot pantolonun altında transparan çorap giymeyin.
7- Transparan çoraplarınız az da olsa koyu olsun ki, çorap giydiğiniz belli olsun. Artistik Patinaj sporcularından bir farkınız olsun.
8- Sahilde, denizde halhal takmayı deneyin.
9- Parmaklı çoraplar insan ırkının yüzkarasıdır. Düşünmeyin bile.
Bu kadar. 2010 yılında hepinizi kontrol edeceğim.
Askerlik v04.01
September 28th, 2009Komutanın da bana “coldplay” i önermesini beklemiyorum ama böylesi de gece boyu gülmeme yetti.
- Dur, dur… O ne o?
- Müzik mi komutanım?
- Müzik mi o?
- Evet komutanım. bilgisayardan radyo çalıyor. How to disappear completely
- Bu ne lan cenaze marşı gibi amına kodumun. Çat! (hoparlör switchi)
Üstün mimari yeteneklerimden dolayı karargahtaki internet cafe idaresini (?) bana verdiler. Siz rahat uyuyun diye bütün gün facebook ve televidyon.com’u takip ediyorum. Halen itiraf.com okuyorum. Burada insan kendini kaybediyor. Yakında Şok gazetesi de alacağım tam olacak.
Steril Hayat
August 20th, 2009Benim için “başkasının bardağından devam edebilmek evrimi” şu şekilde oldu.
Bazı insalar başkasının bardağından birşey içerken rahatsız olur (hatta katiyen içmez). Ya da şişenin ağzını silmek gibi (göstermelik) bir önlem alırlar. Oysa bir insan bir şişeyi diktikten sonra dudaklarına değen son damlalar şişeye geri düşer. Benzer şekilde kamışla içerken de ağızdan 8-10 damlalık bir kütle şişeye kamış koridorundan aynen geri döner.
Bu steril alışkanlıklar kişinin ilk bira içme seanslarında beklenmedik şekilde son bulabilir.
Aynı insan ilk seviştikten sonraysa bu “steril hayat” konusunda bir adım daha geri gitmiştir. Hasta olmadığından emin olduğu birisinin şişesinden gönül rahatlığı ile devam edebilir.
Şu anda askerdeyim. Bu evrimin 3. fazı olduğunu burada anladım. Ben eskiden erkeklerin bardağından birşey içemez, kızlarınsa yalnızca -güzel- olanlarının içeceklerine devam edebilirdim. Burada toprak yutuyorum, başkasının ayakkabısını giyiyorum, çeşmeden su içiyorum.
Korkarım eski alışkanlıklarıma dönmek epey bir vaktimi alacak.
