Devletin tasarım kavramına zavallı yaklaşımı.
Şimdi bahsedeceğim konuların hiç biri aslında güncel meseleler değil. Ancak artık burama geldiğinden kelli, dayanamıyor, dallandırmadan konuya giriyorum.
Önce İstanbul’da sıklıkla rastlaştığımız şu gerizekalı sokak enselasyonlarına konsantre oluyorum. (enselasyon gibi havalı bir kelime bile nefretimi dindirmiyor). Levent’te plazaların arasında dolaşırken kendimi bir anda Safranbolu’da buluyor, oradan Karadeniz yaylalarına çıkıp, Bodrum’dan sahile iniyorum.

İstanbul'da (rezalet) Trafo Giydirmeleri
İşin daha tuhaf yanı, bu konuda arama yaptığınızda çıkan başlıklar da “trafolar güzelleşiyor” çerçevesinde dolaşıyor. 2. sınıf tiyatro dekorlarından farksız, yersiz, ve bu çiğ tasarım anlayışını esefle kınıyorum. Kendimi sıklıkla “böyle halka, böyle yönetim müstahak” derken buluyor, sonra cehaleti suçladığım için yine kendime kızıyorum. Siz kenti yönetenler zerre kadar mı tasarımdan anlamıyorsunuz bre zevksizler? Sizin beceremeyeceğiniz çok belli, o zaman açın bir yarışma, bari bilenler bu işle uğraşsınlar. Öyle belediye yemekhanesinde, fasülye devirirken dönen muhabbetlerle olacak iş değil bu. Kentin içine sıçmayın. Rica ediyorum.

Kırşehir Adalet Sarayı
Bu meseleyi geçtikten sonra kamu yapılarındaki geriye dönüş konusuna değinmeye karar veriyorum ve kısa bir araştırma yapıyorum. Ardından kemerli cephe elemanları veya giydirme panellerle yapılmış kitsch tonozların (haliyle) ilk benim aklıma düşen sıkıntılar olmadığını fark ediyorum. Meğer “Kamu Kuruluşlarında Osmanlı ve Selçuklu mimarisine dönüş” konusu şimdiye kadar birçok yazıya başlık olmuş. Doğan Tekeli ise bu konuyu Yeni Mimar dergisinde çok keyifli bir şekilde dile getirip; “Osmanlı yönetimi bile Selçuk mimarisini sürdürmek yerine kendi özgün mimarisini yaratırken…” diye başlamış. “Dünyanın hangi uygar ülkesinde yüzyıllar öncesinin, o çağların özel koşullarının ürünü olan mimariye dönüş özlemi vardı?” diyerek devam etmiş.
Bu yazılardan dikkat çeken bir diğeri de Deniz Dokgöz’ün, tipik Adalet Saraylarıyla ilgili köşe yazısı. Ne bekliyoruz ki aslında? Seneler önce Çağlayandaki o “mabed” ilk gündeme geldiğinde tanıtımlar sadece; “Avrupa’nın en büyük, en kocaman, -yarabbi- hey maşallah en devasal adalet sarayı” sloganlarıyla yürütülüyordu… O kadar… Çok büyük…
Bir de bu bokları yiyen belediyeler AKM yıkılsın demediler mi yıllarca? Kafamı duvarlara vurasım geliyor, siktir olup gitmek istiyorum bu ülkeden.
Başımıza gelenler bir tek mimari meseleler de değil. Geçen hafta reader post’larını okurken TRT’nin logolarıyla ilgili bir yazıya rasladım (kaynak vermek isterdim ancak yazının adresine tekrar ulaşamadım). TRT ve BBC’nin tasarım kavramına yaklaşımlarını karşılaştırmalı olarak aşağıya ekliyorum.

TRT ve BBC Kurumsal Kimlikleri
TRT bu kurumsal kimliğini ilk oluşturduğunda yabancı bir ajansa milyon dolar’ın üzerlerinde bir rakam ödeyip, tüm kanalları için bir görsel standart oluşturmuştu. Ancak şimdi görüyoruz ki; TRT konuya ciddiyetle yaklaşmak gibi bir hatadan (!) vazgeçmiş, profesyonel bir çalışma yerine “photoshop bilen bir arkadaş”‘ı tercih etmiş gibi görünüyor.
Bu meseleler dışında dikkatimi çeken İETT’nin yeşil otobüslerine de bir başka blog’umda değinmiştim.
Velhasıl kentte etrafıma bakındığımda 80 yıldır aynı işi yapan belediyelerin, kentsel tasarım anlayışı konusunda tüm kurumlardan önde olması gerekirken, böyle zayıf ve demode bir bakış açısına sahip olması çok yazık.. Gerçekten çok üzücü…
Dahaları da çok var aslında. Hele o boğaz köprüsü şeklindeki üstgeçitler fln.. Pek zavallı tasarımlar..
Ooeff çok kötüler gerçekten onlar da.
[...] This post was mentioned on Twitter by 1insaat, Sedat Bayrak. Sedat Bayrak said: Blog Update; Devlet'in tasarıma zavallı yaklaşımı. http://twurl.cc/2frk [...]
O kadar tasarimci nereye kayboluyor onu anlamiyorum… Bir tanesi bile dusmuyor mu belediye projelerine, yanlislikla bile olsa?
Öncelikle kamu kurumlarında ki işleyiş hakkında bilgi sahibi olmak lazım diye düşünüyorum bu konuda konuşmak için.Dünyanın en zor işlerinden biri kamuda mimari ürün ortaya koyabilmektir. 1 idare vardır ,2 hizmet satın alınan insanlar , 3 bunların calıştıkları taşeronlar ve bunların da mimarları var arada bir de kamudaki mimarlar vardır.Bunların bağlı oldukları birimlerde beraber calıştıkları başka mühendisler bilmem neler vardır.Adı geçenlerin düşünceleri,istekleri ,beklentileri ,yetkileri vardır ve cok zaman da bunlar biraraya gelemez eğer içlerinden biri vizyon sahibi ise ki aslında genelde sayı daha fazladır bu da diğerlerini ikna edemez ikna etmek için uğraş(a)maz, amir memur durumu vardır ve de gelecek kaygısı, kimseyle problem olmama dikkati gibi bir refleks oluşur…Bir de zaman problemi var ki özelde çalışan az insan bu kadar sıkışır .Bunları ekleyin üst üste sonra da şükredin ortay çıkan bu ürünlere diyorum.Estetik değilse bile çalışır durumdadır büyük bir kısmı…
Tüm bunların dışında -daha taze- “mimar sinan anısına camii fikir yarışması ” bakın lütfen ödül alanlar ve iyi ki ödül alamayanlar.
Hani yarışma, mimar, topluma algısını değiştirebilecek birşeyler sunmak; bunlar hep mimarlığın öğrencilik dönemi fantezisi imiş gibi bir izlenim uyandı bende.
Asla kamudaki çarpıklıkları savunamam ama açılan yarışmalardan da ülkemizin zaha hadid richard rogers renzo piano ve dahi le corbusier cenneti olmadığını alenen görülmektedir, belki de sorun mimarlık eğitimindedir(bunu da ayrı bir başlıkta konuşalım olmaz mı?!)
İyi güzel söylemişsiniz de sizin bir çalışmanız varmı bu konularda. Yani bence eleştirmek yetmez. Olmamış yapamamışsınız gibi tavırlar doğru değil. Eğer bana bu olmamış işte böyle olmalıydı diyebiliyorsanız ve bende sizin önerinizi daha doğru ve güzel görürsem o zaman hak veririm size. Bu ülkede herşey böyle yürüyor zaten. Birileri çıkıp iyi kötü bişeyler yapıyor, diğerleride çıkıp sen bu işi yapamamışsın deyip kenara çekiliyor. Yapamamışsın ama ben daha iyisini yaparım derken, ite o iyi olanı bizde görsek ne iyi olur. Toplumsal bir baskı oluşturulabilir o zaman. Mesela şu trafolarla ilgili sizin çalışmanız nedir. Yani beğenmemişsiniz ya sizce nasıl olmalıydı bir resim yayınlarsanız bizde ona göre yorum yaparız.
Adem Bey, söylediğiniz mantıkta Hıncal Uluc’un da futbolcuları eleştirmesinin bir anlamı olmaz. Lakin “sen daha iyisini yapabilir misin?” yaklaşımı beklenir.
Bu arada, “ben daha iyisini yaparım” demek biraz çirkin duruyor ama inanın Türkiye’deki mimarların %80′i bundan daha iyisini yapar. Tabii ki kendimi de bu gruba dahil edebilirim. Ancak gerekli bütçeler ayarlanmadan sırf eleştiri yapabilmek için proje oluşturmakta da bir anlam bulamıyorum tabiki.
adliye demişken çok güzel noktaya parmak basmışsın, burdan genç mimarlara sesleniyorum,
olur da bir gün size daha da daha da büyüğünü istiyoruz tasarlasana bir tane diye gelirse belediye, bence yapmayın, hepimiz bakırköy adliyesinden nefret ediyoruz.
ama olur da yapacak olursanız,gözünüzü seveyim bir avukata danışın mahkemenin hakimini, kalemini, duruşma salonunu yan yana koyun en azından..
merhablr sedat hocam ben 331 tayfun eleştrilerinizi mimarlık açısından doğru fakat halk açısından yanlış buluyorum bu zamana kadar kiminle konuştuysam herkezin eleştrisi olumlu yönde. tamam mimari açıdan olmamış olabilir fakat bence olumlu yönde bir çalışma en azından boyaları gitmiş saçma sapan görüntüden çok çok daha iyi…
Selam tertip :). O pis boyalı hali değil tabii ki karşılaştırdığım. Keşke iyi örneklerini de koysaydım buraya işi bilen kentler neler yapmışlar diye. O zaman daha iyi ifade etmiş olurdum düşündüklerimi. Artık başka bir mesaimde
tekrardan merhabalar sedat..evet haklısın dediğim gibi bu işi daha iyi yapanlar ile karşılaştırdığımızda berbat ama eskiye nazaran yine de iyi :)))