Çok Karizmatik Mimar Olmak

July 23rd, 2009

Havalı göründüğünü düşünüyor, patronunun büyük ve lüks arabasıyla benzinciye doÄŸru ilerliyordu. Damla gözlükleri kaÅŸ hizasından biraz aÅŸağıdaydı ve yukarıdan sızan güneÅŸ umrunda deÄŸildi. Zaten gözlüğün amacı UV’den korunmaktan baÅŸkaydı. Zaten koruduÄŸu da şüpheliydi. KonuÅŸacağı adamlar, gözlüğün bir benzinci envanterinden çıktığını o sürelerde farketmeyecekti.

Aslında, o gözlüğün asıl misyonu, sadece çıkarma mizansenini yaÅŸatmaktı. BaÅŸkaları yaptığında süper duran kısa gösterinin baÅŸrolünde oynamak istiyordu. Keskin ama mütevazi bir gülümsemeyle yüzünden gözlüğünü çekip, hafif kamaÅŸmış gözler ve dinamik bir duruÅŸla elini uzatacak, “Sedat Bayrak. Mimar.” diye baÅŸlayacaktı. Karşısındaki yakışıklı adam da “Merhaba Sedat Bey…” diye devam edecekti. Öyle olması gerekiyordu. O da uzun boylu olmalıydı.

Sedat henüz son sınıf öğrencisiydi ve Gebze’de büyük bir fabrika’nın proje ve ÅŸantiye yönetimini yürütecekti. O gün, dar kesimli gömleÄŸin, mimar olduÄŸunu yüz metreden bağırdığını düşünüyordu. Mayıs sıcağındaki serinlikti Sedat. Tüm güçler üzerinde toplanmıştı ve çok önemsediÄŸi damla gözlükleri halen biraz aÅŸağıda duruyordu.

GirdiÄŸi benzin istasyonu jilet gibiydi. Üstün mimari yeteneklerini kullandı. Kompozitlere sıkışmış folyo artıklarından, tesisin yeni olduÄŸunu anladı. Bu çocuk çok iyi bir mimar olmalıydı, keÅŸke göğsüne büyük bir “M” ütüleseydi.

Arabayı pompa’ya yanaÅŸtı, kapıyı açtı ve ayağını dışarı attı. Coldplay benzin istasyonuna konser veriyordu. 1-2 sn sonra Chris Martin sustu. Bu havalı iÅŸadamı Coldplay dinliyordu. Bir adım ileri attı, arabanın kapısını ileri yürürken topuÄŸuyla ittirdi, arkasına bakmadan markete doÄŸru ilerlemeye baÅŸladı. Bu hareket, Murat’la sıkça gittiÄŸi Bowling salonlarından kalmıştı. Topu, kalan tek labuta doÄŸru yuvarladıktan sonra, gerisine bakmadan sandalyelere ilerlemeye bayılırdı. Sayıyı aldığını çıkan sesten anlardı.

Bir adam ceketinin önünü tutarak mimar’a doÄŸru küçük adımlarla koÅŸmaya baÅŸladı. Genç Mimar böyle ÅŸeyleri hiç sevmez, canhıraç hizmet edilmekten büyük rahatsızlık duyardı. Ama bugün farklıydı. Demek patron görüntüsü vermek böyle birÅŸeydi. Ceket-adam koÅŸarken bir yandan da birÅŸeyler söylüyordu. Mimar onu dinlemedi, “hoÅŸbulduk” diye baÄŸaracak deÄŸildi ya. Adımlarını yavaÅŸlatmadan elini hafifçe uzattı, damla gözlüklerinin arkasından kaÅŸlarını kaldırdı ve “doldurun” diye seslendi. Ne yaptığından emindi ve koÅŸan ceketin neler söyleyerek hürmet etmeye çalıştığı umurunda deÄŸildi. Adam son düzlüğe gelmiÅŸ, koÅŸmaya devam ediyordu.

Markete girdiÄŸinde şöyle bir etrafa baktı… Bu bir mimar içgüdüsüydü. Sonra, bir süre düşündü… Dışarıdaki performansından çok memnundu. Şimdi sıra kasadaki hoÅŸ kıza gelmiÅŸti. KeÅŸke izleyenler daha fazla olsaydı…

O an zamanı durmuÅŸ gibi hissettim. Kelimeler kifayetsizdi. Demek dışarıda koÅŸan adam karizmama saygıdan deÄŸil, uyarı amaçlı geliyordu. “E be kızım, madem daha çalışmaya baÅŸlamamış istasyonunuz, giriÅŸe kuka falan koysanıza”

Dışarıdaki performansım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Bu sefer başrolde hıyarın biri oynuyordu. Mekan; açılmamış bir benzinci, komedi unsuru da bir aptalın, kendisini uyarmaya gelen görevliyi artistik hareketlerle bertaraf etmeye çalışmasından ibaretti. Harika bir oyunculuk vardı.

O adamın önünden nasıl tekrar geçip arabaya bindim hatırlamıyorum. Kendimi toparlamam 10-15 dakikamı aldı.

Åžimdi gerçek bir -profesyonel karizmatik- gibi bu sahneyi unutup kaldığım yerden devam etmeliydim. Mühendisler ÅŸantiyede beni bekliyordu. Belki bu sefer bir aksiyon filmindeki Josh Hartnett’i oynayabilirdim. Hatta keÅŸke ingilizce konuÅŸsaydık. Evet evet. “Sedat Bayrak, the Architect” harika bir giriÅŸti. Arkasından da “Hi, Sedat, This is Carol Moore” duymayı tercih edebilirdim.

Olmayacağını biliyordum, bu sefer de Türkçe’yle idare edecektik. “Merhaba” diye baÅŸlayacaktık.

Vardığımda mühendisin tipi, hayal ettiÄŸim yakışıklı ve karizmatik adamdan oldukça uzaktaydı. “Umarım sadece bu beyfendi böyledir” dedim. Toplantıda kaç kiÅŸi olacağını aklımdan geçirdim.

Sahaya yanaştım, arabadan indim. Keskin ama mütevazi bir gülümsemeyle gözlüğü yüzümden çektim. Hafif kamaşmış gözlerim ve dinamik duruşumla elimi uzatarak sahnenin açılışını yapacaktım ki, mühendis benden hızlı davrandı. Elini uzattı. Şöyle dedi;

“Selaaam’ün Aleyküm”.

Bookmark and Share


Bu yazi icin simdiye kadar 8 yorum yapilmis:

  1. Derya DEMİR says:

    Öncelikle merhaba… UmduÄŸunuz gibi artistik bir giriÅŸ olmadı belki ama :) Kısaca kendimden bahsetmek ve sizden bu hikayenizdeki üç nokta koyduÄŸunuz kısmı da hoÅŸ bulduÄŸum özgün ifadelerinizle anlatmanızı istiyorum.. Mimarlık mesleÄŸi içinde ukte kalan, kader kısmet mi, hatalı bi seçim mi herneyse artık sınıf öğretmenliÄŸinden mezun ve kendi alanında yüksek lisans yapan elemanın birisiyim… Sitenizi de rastlantı sonucu inceledim ve beÄŸenimi de rahatlıkla ifade edebilirim.. Hayırlı teskereler….

  2. ahmet keser says:

    mimar olmayı çok istiyorum ama ne yapacağımı fazla bilmiyorum yardımcı olursanız sevinirim

  3. burçin says:

    çok komik.

  4. öz says:

    Have you met Ted? :)

  5. hanne says:

    :))))) ben seni aynen bu sekilde hayal edebiliyorum.. ve keske benzincinin bi taraflarinda olan kameraya ulassak da izlesek cool mimari :))))

  6. Sedat Bayrak says:

    Pöff, saçmasapan bi gündü gerçekten :)

  7. gorkem arslan says:

    biraz mimalizm gerek sanırım :P

  8. nurcan says:

    mimarlık ile ilgili araştırma yaparken tesadüf eseri karşılaştım bu yazı ile, çok hoş çok güzel bir anlatım olmuş :D
    bunun beraberinde insanın kendini böyle tasvir edebilmesi ayrı bir güzellik :))))

Leave a Reply